Afiliye hastanelerle klinik araştırmalar arasındaki ilişki, Türkiye’de uzun zamandır konuşulan ama çoğu zaman yanlış yerden tartışılan bir konudur. Mesele çoğu kez “üniversite mi yetkili, hastane mi yetkili?” gibi yüzeysel bir ikiliğe indirgenmektedir. Oysa gerçekte sorun bundan daha derindir. Asıl mesele, eğitim, sağlık hizmeti ve araştırma fonksiyonlarının hangi kurumsal zemin üzerinde, hangi yetki dağılımı ile ve hangi organizasyon mantığıyla yürütüleceğinin yeterince açık tarif edilmemesidir. Afiliye hastanelerde yaşanan sorunlar yeni değildir; üniversite sisteminin içinde zaten var olan fakat çoğu zaman görünmez bırakılmış yapısal ayrımlar, farklı kurumlar yan yana gelince daha görünür hale gelmektedir.
Önce temel bir kavramı netleştirmek gerekir. Burada doğru cümle şudur: Tıp fakültesi ile hastane aynı kurum değildir. Aynı üst yapının parçaları olabilirler, birlikte çalışabilirler, hatta dışarıdan bakıldığında tek bir sistem gibi de görünebilirler; fakat hukuki, idari, işlevsel ve operasyonel açıdan aynı şey değildirler. Tıp fakültesi esas olarak akademik kimliği temsil eder. Öğretim üyelerinin akademik aidiyeti, öğrencilerin eğitsel bağlılığı, uzmanlık eğitiminin teorik ve bilimsel yönü, araştırma kültürünün oluşması, yayın üretimi, bilimsel gündemin kurulması gibi faaliyetler fakülte ekseninde şekillenir. Hastane ise esas olarak hizmet üretim alanıdır. Hasta kabulü, bakım, tedavi, ameliyat, girişim, yatış, taburculuk, risk yönetimi, cihaz altyapısı, nöbet organizasyonu, kalite ve güvenlik süreçleri hastane ekseninde yürür. Dolayısıyla tıp fakültesi ile hastanenin aynı çatı altında bulunması, bunların aynı fonksiyona sahip olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrımı sade dille şöyle görmek mümkündür:
|
Yapı |
Temel karakteri |
Asıl işi |
Sorumluluk alanı |
|
Tıp Fakültesi |
Akademik |
Eğitim, bilim üretimi, araştırma kültürü |
Öğretim üyeleri, öğrenciler, uzmanlık eğitimi, akademik program |
|
Hastane |
Hizmet ve uygulama |
Tanı, tedavi, bakım, girişim, sağlık hizmeti organizasyonu |
Hasta güvenliği, klinik altyapı, idari işleyiş, uygulama sahası |
Buradaki ayrım teorik bir ayrım değildir; günlük hayatta da bunun sonucu vardır. Bir öğretim üyesi, akademik kadro olarak fakülteye bağlı olabilir ama ameliyatını hastanede yapar. Bir asistan, uzmanlık eğitiminin bilimsel tarafını fakülte üzerinden alır ama klinik pratiğini hastanede yapar. Bir öğrenci, anatomi bilgisini derslikte öğrenir ama fizik muayene becerisini hasta başında kazanır. Yani bilgi, yetki ve uygulama tek elde toplanmaz; farklı ama birbiriyle bağlı yapılar arasında dağılır. Sorun şu ki, bu doğal dağılım çoğu zaman yönetim planına açık ve dürüst biçimde yazılmamaktadır. Yazılmayınca da herkes fiilen kullandığı alanı “kendine ait” sanmaya başlıyor.
Klasik üniversite hastanelerinde yıllardır yaşanan sessiz problem de budur. Fakülte, hastaneyi kendi doğal uzantısı gibi görür; hastane ise çoğu zaman akademik faaliyeti, kendi hizmet örgüsüne dışarıdan binen bir ek yük gibi yaşar. Bu ikili yapı aynı üst kurum içinde olduğu sürece çoğu zaman teamül ile yürür. İnsanlar buna alışır, bir şekilde işler döner, yapısal gerilim görünmez kalır. Ama benzer model bu defa farklı kurumlar arasında, yani bir üniversite ile bir kamu hastanesi ya da özel hastane arasında kurulduğunda, yıllardır içeride duran gerilim bir anda görünür hale gelir. O zaman sanki afiliye modelin kendisi sorunluymuş gibi konuşulur. Oysa çoğu zaman sorun modelin varlığı değil, rol ve yetki mimarisinin baştan net kurulmamasıdır.
Bu durumu daha açık görmek için eğitim faaliyetini parçalamak gerekir. Tıp eğitimi tek tip bir faaliyet değildir. Bir kısmı bilişseldir, bir kısmı karar vericidir, bir kısmı ise doğrudan psikomotor beceriye dayanır. Öğrenci ve asistan önce hastalığı tanımlar, mekanizmayı öğrenir, ayırıcı tanı mantığını kavrar; sonra bu bilgiyi gerçek insan üzerinde uygulamayı öğrenir. İşte bu ikinci kısım artık sadece derslikte yürütülemez. Çünkü muayene, ameliyat, girişim, hasta izleme, komplikasyon yönetimi ve ekip koordinasyonu gerçek hizmet ortamı gerektirir. Bu yüzden teorik eğitim ile uygulamalı eğitim arasında doğal bir mekânsal ve kurumsal ayrım vardır. Fakülte bilginin ve akademik tasarımın merkezi olabilir; ama hastane gerçek uygulama sahasıdır.
Bunu daha düz anlatımla şöyle özetleyebiliriz:
|
Eğitim / faaliyet türü |
Nerede ağırlıklı yürür? |
Neden? |
|
Teorik bilgi, bilimsel tartışma, ders |
Fakültede |
Akademik planlama ve bilimsel içerik burada kurulur |
|
Laboratuvar temelli çalışma, seminer, tez planlama |
Fakülte / araştırma alanları |
Bilgi üretimi ve akademik gözetim burada yoğunlaşır |
|
Hasta başı eğitim, girişimsel beceri, ameliyat, klinik karar pratiği |
Hastanede |
Gerçek hasta, gerçek ekip, gerçek risk burada vardır |
|
Hizmetle iç içe uygulamalı araştırma |
Hastanede, fakülte koordinasyonuyla |
Araştırmanın hasta boyutu hizmet altyapısı gerektirir |
Klinik araştırmalar işte tam bu sınır hattında durur. Çünkü klinik araştırma ne yalnızca teorik bir akademik fikir üretimidir ne de sıradan bir sağlık hizmetidir. Klinik araştırma, bilimsel bir sorunun gerçek hasta ortamında, kontrollü ve mevzuata bağlı biçimde sınanmasıdır. Bu nedenle iki ayağı vardır. Bir ayağı akademik akıldır: araştırma sorusunu kurmak, hipotez geliştirmek, etik gerekçelendirme yapmak, bilimsel tasarım oluşturmak, sonuçları yorumlamak. Diğer ayağı ise klinik altyapıdır: hastayı görmek, bilgilendirmek, onam almak, ilacı ya da girişimi uygulamak, yan etkiyi izlemek, güvenliği sağlamak, kayıt tutmak, acil durumda müdahale etmek. Dolayısıyla klinik araştırmayı tek taraflı sahiplenmeye çalışan her yaklaşım eksik kalır.
Burada çok önemli bir eşik vardır. İnsan üzerinde yürütülen araştırma, özellikle faz çalışmaları söz konusu olduğunda, artık yalnızca “araştırma” değildir; aynı zamanda sağlık hizmeti niteliği taşıyan bir uygulamadır. Çünkü bir hasta üzerinde yeni ya da standart dışı bir tedavi yaklaşımı deneniyorsa, orada hasta güvenliği, tıbbi gözetim, komplikasyon yönetimi ve kurumsal sorumluluk devreye girer. Bu yüzden “araştırmayı hoca yapıyor, hastane sadece yer veriyor” yaklaşımı eksiktir. Aynı şekilde “hastane bizim, akademik taraf bize karışamaz” yaklaşımı da eksiktir. Gerçekte iki taraf da işin içindedir ama aynı nedenle değil, farklı nedenlerle işin içindedir.
Bu ayrımı görünür hale getirmek için aşağıdaki tablo çok yararlıdır:
|
Klinik araştırmanın boyutu |
Ağırlıklı sorumluluk |
Açıklama |
|
Bilimsel fikir ve hipotez |
Fakülte / araştırmacı |
Araştırma neden yapılıyor, ne soruluyor, nasıl tasarlanıyor? |
|
Etik ve akademik gerekçe |
Fakülte / araştırma ekibi |
Çalışmanın bilimsel değeri ve akademik savunusu burada kurulur |
|
Hasta erişimi ve klinik uygulama |
Hastane / klinik yapı |
Araştırma gerçek hasta ortamında yürür |
|
Güvenlik, izlem, acil müdahale |
Hastane yönetimi ve klinik ekip |
Hasta zarar görürse sorumluluk soyut değil somuttur |
|
Sözleşme, süreç yönetimi, operasyon |
Ortak yapı / araştırma ofisi |
Sponsor, bütçe, sözleşme, koordinasyon, kayıt süreçleri |
|
Yayın, bilimsel çıktı, akademik üretim |
Fakülte / araştırmacılar |
Sonuçların bilim dünyasına kazandırılması |
Afiliye hastaneler tam burada kritik hale gelir. Çünkü afiliye sistemde bu roller çoğu zaman aynı elde toplanmaz. Akademik kadro bir kuruma, bina ve hasta akışı başka kuruma, idari yetki başka kuruma, mali onay başka kuruma bağlı olabilir. Eğer bunların arasında önceden tanımlanmış bir çalışma modeli yoksa, araştırma başladığı anda çatışma çıkar. Kim imzalayacak, kim yer tahsis edecek, hemşireyi kim görevlendirecek, cihazı kim sağlayacak, arşivi kim tutacak, denetim geldiğinde kapıyı kim açacak, advers olay olduğunda kurumsal sorumluluk kimde olacak? Klinik araştırmaların afiliye yapılarda sık tıkanmasının sebebi budur. Sorun araştırma istememek değil; araştırmayı taşıyacak idari omurganın kurulmamasıdır.
Bu yüzden bir hastanenin “biz klinik araştırma yapıyoruz” demesi tek başına anlamlı değildir. Aynı şekilde bir fakültenin “biz akademik olarak klinik araştırma istiyoruz” demesi de yetmez. Araştırma niyeti ile araştırma kapasitesi farklı şeylerdir. Niyet zihinsel karardır; kapasite ise kurumsal tasarım işidir. Bir hastanede klinik araştırma gerçekten yapılacaksa bunun rastgele değil, tanımlı bir organizasyon ile yürütülmesi gerekir. Nasıl ki hastane kan transfüzyonunu, endoskopiyi, yoğun bakımı ya da TPN uygulamasını “birileri bir şekilde halletsin” mantığıyla yürütemezse, klinik araştırmayı da bireysel heveslere bırakamaz. Bu alanın da alt birimi, personeli, yetki zinciri, mekânı, kayıt sistemi ve denetim mantığı olmalıdır.
Yani klinik araştırma birimi lüks değil, ihtiyaçtır. Çünkü klinik araştırma dediğiniz şey sadece bir protokol dosyasından ibaret değildir. İçinde şu unsurların her biri vardır:
|
İhtiyaç |
Neden gerekir? |
|
Tanımlı klinik araştırma birimi |
Sürecin kurumsallaşması için |
|
Araştırma koordinatörü |
Günlük operasyonun dağılmaması için |
|
Araştırma hemşiresi |
Hasta takibi ve protokol uyumu için |
|
Veri yönetim sistemi |
Kayıt güvenliği ve denetlenebilirlik için |
|
Sözleşme ve bütçe süreçleri |
Sponsor ilişkilerinin düzenli yönetimi için |
|
Eğitimli araştırmacı havuzu |
GCP ve mevzuat uyumu için |
|
Fiziksel alan ve arşiv |
Denetim, gizlilik ve izlenebilirlik için |
Burada başhekimin ve hastane yönetiminin rolü de net konuşulmalıdır. Hastanede yürüyen her tıbbi uygulamanın nihai kurumsal sorumluluğu bir şekilde hastane idaresine dayanır. Bu yüzden yönetim “araştırmayı hekimler kendi adına yapıyor, biz çok karışmıyoruz” diyemez. Böyle bir yaklaşım hukukta da, sağlık yönetiminde de zayıftır. Çünkü araştırma sırasında ilaç uygulanacaksa, tetkik yapılacaksa, hasta yatırılacaksa, numune alınacaksa, acil müdahale gerekecekse, kayıt tutulacaksa bu iş artık hastane organizasyonunun içindedir. Yönetim ister bunu sahiplenmiş olsun ister olmasın, sonuçta süreç kendi çatısında yürüyordur. O halde iki seçenek vardır: ya bu faaliyete izin verilmez ya da izin veriliyorsa gereği kurumsal olarak sağlanır. Ortası biraz “Allah kerim” yönetimidir; sağlık sistemi böyle yönetilmez.
O yüzden afiliye hastaneler için doğru model, tarafların birbirine üstünlük kurduğu bir model değildir. Doğru model, tarafların neyi neden yaptığının açık tanımlandığı bir iş bölümü modelidir. Fakülte akademik aklı, araştırma kültürünü ve bilimsel sahipliği getirir. Hastane klinik sahayı, hasta erişimini, güvenliği ve operasyonel zemini sağlar. Bu ikisinin arasında ise üçüncü bir katman gerekir: araştırma yönetim ofisi ya da klinik araştırma koordinasyon yapısı. Çünkü bilim insanı her zaman süreç yöneticisi değildir; iyi cerrah olmak, sponsor sözleşmesi yönetebileceğiniz anlamına gelmez. Aynı şekilde iyi başhekim olmak da protokol sapması, SAE bildirimi veya araştırma lojistiği yönetebileceğiniz anlamına gelmez. Araya profesyonel bir araştırma yönetim katmanı koymadan sürdürülebilir sistem kurulamaz.
Bunu daha net göstermek için afiliye hastaneler için önerilebilecek yönetim modeli aşağıdaki gibi kurgulanabilir:
|
Katman |
Kim yürütür? |
Ana görevi |
|
Stratejik katman |
Üniversite yönetimi + hastane yönetimi |
Araştırma vizyonu, öncelik alanları, yatırım ve iş birlikleri |
|
Yönetim katmanı |
Klinik araştırma ofisi / koordinasyon birimi |
Sözleşme, bütçe, süreç takibi, regülasyon, eğitim, kalite |
|
Uygulama katmanı |
Klinik araştırmacılar, hemşireler, koordinatörler |
Hastanın alınması, uygulanması, izlenmesi, veri toplanması |
Bu yapıda herkes yerini bilir. Fakülte “biz araştırma istiyoruz” deyip çekilmez; hangi alanlarda araştırma hedeflediğini, hangi akademik kadroları görevlendirdiğini, hangi eğitim programlarını çalıştıracağını açıklar. Hastane “yer veriyoruz” deyip kenara çekilmez; hangi kliniklerde bu işin yapılabileceğini, hangi hemşire ve personelin destek vereceğini, hangi alanların buna ayrılacağını, güvenlik ve kalite altyapısının nasıl işleyeceğini planlar. Araştırma ofisi ise iki tarafın arasında çevirmen gibi değil, motor gibi çalışır. Süreç onunla hızlanır, onsuz sürünür.
Türkiye klinik araştırma ekosistemine baktığımızda da problem tam budur. Ülkede hekim var, hasta var, hastane var, mevzuat var, ihtiyaç var. Hatta birçok merkezde ciddi akademik heves de var. Ama bunların arasındaki bağlantı çoğu yerde kurumsal sisteme dönüşmemiştir. Birçok yerde araştırma kişi bazlı yürür; sistem bazlı değil. Hoca varsa iş olur, hoca giderse iş biter. Koordinatör varsa süreç akar, yoksa dosya rafta bekler. Yönetim sahiplenirse sponsor gelir, sahiplenmezse herkes potansiyelden bahseder ama fiilen ilerleme olmaz. Yani sorun yalnızca mevzuat değil, biraz da kurumsal ergenlik meselesidir. İstek var, güç var, ama kas organizasyonu tam kurulmamış.
Bu nedenle afiliye hastaneler için klinik araştırma konusu “hangi taraf?” sorusuyla değil, “hangi rol dağılımı?” sorusuyla ele alınmalıdır. Çünkü klinik araştırmalar taraf savaşı değil, fonksiyon birlikteliği gerektirir. Fakülte bu işin bilimsel omurgasıdır. Hastane bu işin uygulama zemini ve güvenlik kalkanıdır. Araştırma yönetimi ise bu ikisini birbirine bağlayan mekanizmadır. Üçünden biri eksik olursa araştırma ya hiç başlamaz ya da bireysel kahramanlık hikâyesi olarak kalır. Kurum kültürüne dönüşmez.
Afiliye hastanelerde klinik araştırmaların başarılı olması için önce kavramların dürüstçe ayrılması gerekir. Tıp fakültesi ile hastane aynı kurum değildir; ama birbirinden kopuk da olamaz. Klinik araştırma ise bunlardan yalnızca birinin işi değildir; ama ikisinin de dışında da düşünülemez. Sağlam model, sınırların çizildiği ama duvarların örülmediği modeldir. Yani herkesin alanı belli olacak, ama süreç ortak akıl ve ortak organizasyonla yürütülecek. Aksi halde ya akademi hizmet sahasını yönetmeye kalkar ve dağılır, ya hastane akademik üretimi ek yük sayar ve araştırma kurur. İkisi de kaybettirir. Doğru tasarlanmış afiliye yapı ise tam tersine, Türkiye’de klinik araştırmaların en güçlü motorlarından biri olabilir. Mesele tarafta olmak değil; sistemi doğru kurmaktır.
Türkiye Klinik Araştırma Ekosisteminin Yapısal Sorunu
Türkiye klinik araştırmalar açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Büyük bir hasta popülasyonu vardır. Eğitimli hekim sayısı yüksektir. Hastane altyapısı gelişmiştir. Mevzuat büyük ölçüde uluslararası standartlarla uyumludur.
Buna rağmen Türkiye’de klinik araştırma sayısı potansiyeline göre sınırlıdır. Bunun en önemli nedeni çoğu zaman kurumsal organizasyon eksikliğidir.
Birçok merkezde klinik araştırma faaliyetleri sistematik değil kişisel çaba ile yürür. Araştırma bir kişinin varlığına bağlı olur. O kişi kurumdan ayrıldığında araştırma da sona erer. Kurumsal hafıza oluşmaz. Araştırma süreçleri standart hale gelmez.
Bu nedenle Türkiye’de klinik araştırma ekosisteminin gelişmesi için yalnızca mevzuatın değil, aynı zamanda kurumsal yönetim araçlarının da gelişmesi gerekir.
KAV Sistemi Bu Soruna Nasıl Çözüm Getirir?
Klinik Araştırmalar Veritabanı (KAV) sistemi tam olarak bu noktada devreye giren bir dijital ekosistem yaklaşımıdır. KAV sistemi, klinik araştırmaların yalnızca bireysel girişimlerle değil, kurumsal ve sistematik bir altyapı ile yürütülmesini amaçlayan bir platformdur.
KAV’ın temel amacı klinik araştırma süreçlerinde yer alan tüm paydaşları tek bir dijital ortamda buluşturmaktır. Araştırmacılar, hastaneler, sponsorlar ve araştırma merkezleri bu sistem içinde birbirlerini görebilir, araştırma fırsatlarını değerlendirebilir ve iş birlikleri geliştirebilir.
Bu yaklaşım klinik araştırma süreçlerinde yaşanan birkaç temel sorunu çözmeyi hedefler.
Birinci sorun araştırma potansiyelinin görünmemesidir. Türkiye’de birçok hastane ve hekim araştırma yapabilecek kapasiteye sahip olmasına rağmen bu kapasite uluslararası sponsorlar tarafından görülmemektedir. KAV sistemi bu potansiyelin dijital olarak görünür hale gelmesini sağlar.
İkinci sorun araştırmacı ve sponsor eşleşmesidir. Sponsor kuruluşlar uygun araştırma merkezlerini bulmakta zorlanırken, araştırmacılar da uygun araştırma fırsatlarına ulaşmakta zorlanır. KAV sistemi bu iki taraf arasında bir eşleştirme altyapısı oluşturur.
Üçüncü sorun kurumsal veri eksikliğidir. Birçok kurum kendi araştırma kapasitesini objektif verilerle ortaya koyamaz. KAV sistemi klinik araştırma kapasitesini ölçen ve değerlendiren bir veri altyapısı sağlar.
Bu katkıları daha sistematik görmek için aşağıdaki tablo faydalı olabilir.
|
Klinik araştırma sorunu |
KAV sisteminin katkısı |
|
Araştırma kapasitesinin görünmemesi |
Ulusal araştırmacı ve merkez veritabanı oluşturur |
|
Sponsor–araştırmacı eşleşme sorunu |
dijital eşleştirme altyapısı sağlar |
|
Kurumsal araştırma verisi eksikliği |
araştırma performans verilerini toplar |
|
araştırma fırsatlarına erişim zorluğu |
merkezi araştırma duyuru sistemi oluşturur |
|
uluslararası görünürlük eksikliği |
Türkiye araştırma kapasitesini global platforma taşır |
Afiliye Hastaneler İçin KAV Sisteminin Stratejik Önemi
Afiliye hastaneler klinik araştırmalar açısından çok önemli bir potansiyele sahiptir. Çünkü bu kurumlar hem akademik kadroya hem de geniş hasta popülasyonuna sahiptir.
Ancak bu potansiyelin kullanılabilmesi için kurumsal koordinasyon gerekir. KAV sistemi afiliye hastanelerdeki akademik kadro ile hastane altyapısı arasındaki koordinasyonu güçlendiren bir araç olarak düşünülebilir.
Bu sistem sayesinde:
- araştırma potansiyeli görünür hale gelir
- araştırma ekipleri organize olur
- sponsorlarla temas kolaylaşır
- kurumsal araştırma stratejisi geliştirilebilir
Dolayısıyla KAV sistemi yalnızca bir veri tabanı değil, aynı zamanda Türkiye klinik araştırma ekosisteminin gelişmesine katkı sağlayabilecek bir stratejik koordinasyon platformu olarak değerlendirilebilir.
Sonuç
Klinik araştırmalar modern sağlık sistemlerinin en önemli gelişim araçlarından biridir. Ancak bu faaliyetler yalnızca akademik bilgi üretimi ile sınırlı değildir. Aynı zamanda gerçek hasta ortamında yürütülen klinik uygulamaları da içerir.
Bu nedenle klinik araştırmaların sağlıklı yürütülebilmesi için üniversiteler ile hastaneler arasında dengeli bir iş bölümü gerekir.
Afiliye hastaneler bu iş birliği için önemli bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için kurumsal organizasyon, yönetim modeli ve dijital altyapı gereklidir.
KAV sistemi bu noktada Türkiye klinik araştırma ekosisteminin daha görünür, daha koordineli ve daha verimli hale gelmesine katkı sağlayabilecek önemli bir araç olarak değerlendirilebilir.
Daha Fazla Bilgi İçin
Bu konuda daha detaylı bilgi almak ve uzman görüşü için merkezlerimizle iletişime geçebilirsiniz.
İletişime Geçin